

Kimi bir spor olarak yaklaşır bisiklete, kimi ekonomik ulaşım aracı kimi ise bir hayat şekli olarak. Sanırım ben bisiklete hayat şekli olarak yaklaşanlardanım. Geçtiğimiz ay Türk spor tarihi ve Türk bisiklet tarihi için oldukça büyük bir haber aldık: 2008 yılında Pekin’de düzenlenecek olan olimpiyat oyunlarına 32 yıl aradan sonra bisiklet disiplininden bir sporcu göndereceğimizi öğrendik. Bu gelişmenin üzerine sizlerle ufakta olsa bisiklet tarihi ve ülkemizdeki geçmişini sunmak istedik:
Bir çok kaynak ilk bisikletin Çin’de görüldüğünü belirtir, fakat gelişimi 1780 yıllarda Fransa’da olmuştur. Fransa’daki ilk örneği: Celerifere adı verilen iki tahta tekerleğin arasına bir tahta koyularak oluşturulmuş bir oyuncaktır. Pedalı olmadığı için ayaklarla ittirilerek hareket ettirilen bu oyuncak daha sonra hızla gelişmiştir. Kimileri bu Celerifere dümen (şimdiki hali gidon) geliştirmiş, kimileri ise pedallarını ilave etmiştir. Bir zamanlar ona halk arasında kemik zıplatan denmiş. Tabi haklılar bu dönemde lastik yerine ya tahta kullanılmış ya da demir. Sonraları içi boş lastik geliştirilmiş ve nispeten konforu arttırılmış. Fransızlar bu bisikleti çok sevmiş olacaklar ki bisiklet yarışları düzenlemeye dahi başlamışlar. Spor dünyasına bisikletin girişi 1868 yıllarına dayanır ve bisiklet yarışları ilk olarak yine Paris’te yapılmıştır.
1880 yıllarda bisiklet ordularda kullanılmaya başlanmış ve daha da gelişmiş, hafifletilmeye modernleştirilmeye başlamış, birinci dünya harbi sırasında ve öncesinde Avrupa’daki birçok ordunun kullandığı bir araç halini almıştır.
Ve dağ bisikleti doğuyor:
Takvimler geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğini gösterirken birkaç bisiklet sever doğada, patikalarda bisiklet kullanmayı ve bu patikalardan hızlıca inmeyi hobi haline getirdiler ve kendi aralarında yarışmalar organize etmeye başladılar. Derken bu yarışlar çok daha hızla yayılmaya başladı. Bisikletler Bu yarışmaların hızları ve sertliğine dayanamıyorlardı ve daha sağlam bisiklete, daha sağlam donanıma ihtiyaç vardı. Değişik sistemler denendi ve bisikletler daha sağlam hale getirildi.
Yıl 1990’da ise UCI (uluslar arası bisiklet federasyonu) bu dağ bisikleti disiplinini onaylayarak XC (arazi sürüşü) DH (tepe inişi) ve XCM (arazi sürüşü maraton yarışı) dünya şampiyonalarını düzenlemeye başlandı.
Ülkemizde bisikletin tarihi 1890lı yıllara kadar uzanmakla birlikte ilk yarış 1897 yılında Selanik’te düzenlenmiş ardından İstanbul’da düzenlenmeye başlamıştır. Bir ara yasaklansa da daha sonra tekrar yarış organizasyonları başlamıştır. Cumhuriyetin kurulmasının hemen ardından 1923 yılında İdman Cemiyeti kurulmuş ve şimdiki UCI karşılığı sayılabilecek olan FIAC üyeliğine kabul edilmiştir. Ardından bu cemiyet ülkemizde çeşitli uluslararası yarışmalar düzenlemiş ve milli takımlarımızın yabancı ülkelerde düzenlenen organizasyonlara iştirakini gerçekleştirmiştir.
Ülkemizde resmi olarak dağ bisikleti yarışı ilk olarak 1997 yılında Alanya’da düzenlenmiştir. Bu yarış her yıl değişik ülkelerden gelen onlarca yabancı katılımcı ile birlikte düzenlenmektedir. Ülkemizde son yıllarda dağ bisikleti anlamında oldukça sevindirici gelişmeler olmaktadır. Geçtiğimiz yıl Kapadokya’da düzenlenen Avrupa dağ bisikleti şampiyonası bunlara bir örnektir. Ayrıca 2011 yılında dünya şampiyonasının ülkemizde düzenlenecek olması ve Mart Ayı içerisinde (15-16 Mart) koşulacak olan Manavgat UCI World Cup XCM 1 yarışı sevindirici diğer gelişmelerdendir.
Son yıllarda bisiklet federasyonu destekli çeşitli isimler altında özel yarışmalarda tertip edilmeye başlanmıştır. Bu tip yarışmalar tüm halka acık olup bisikletseverlerin yan yana gelmesinde önemli rol oynamakta ve insanlara bu sporu sevdirmektedir. Bu tarz yarışmaların diğer bir fonksiyonu: bisikletin sadece yazın kullanılmayan, kışın da bu sporun yapılabileceğini insanlarımıza göstermesi ve onlara bu sporu tanıtmasıdır. İnanıyorum ki dağ bisikleti sporu için ülkemiz bir cennettir ve düzgün politikalarla dünya yirmiyedinciliğinden çok daha üst sıralara ulaşmamız işten bile değildir.
Ülkemizde özellikle dağ bisikleti hızlı bir ivmelenmenin içindedir. Şüphesiz ki 32 yıl aradan sonra bisiklet disiplininde bir sporcumuzun Olimpiyatlar’a gitmesi bunun sonuçlarındandır.
Teşekkürler Bilal Akgül! Seni yürekten destekliyoruz.
Ogün Çavuş